Bizce ‘BLW’ Yöntemi

Son yılların en vazgeçilmez ve eminim ki birçok annenin de uygulamaya koyduğu, kimisinin başarılı olduğu kimisinin başarılı olamadığı bebeklere kendi kendine yemeyi öğretmeyi amaçlayan yepyeni bir uygulama. Belki daha önceden çok öncelerden vardır bu uygulama bilemeyeceğim ama yaklaşık bir buçuk yıllık annelik deneyimimde benimde yeni keşfettiğim bir uygulama diyebilirim.

 

BLW’nin açılımı bebek önderliğinde ek gıdaya geçiş olarak tanımlanmakta çoğu yerde. Zaten Google’a yazdığınız an hemen karşınıza çıkar BLW ve BLW bebekleri diye. Lakin ben bu uygulamanın her çocukta mükemmel işlediğinden şüpheliyim. Neden mi? Çünkü çocuklar öyle dönemlerden geçiyorlar ki bir gün önceki çocuğunuzu ertesi gün tanıyamıyorsunuz. Ya diş çıkarır huy değiştirir ya da hasta olur huy değiştirir. Hepsine bu yazımda değinmek istiyorum. Öyleyse haydi başlayalım.

Oğlum doğduktan sonra ona hemen anne sütü veremediğimi bir önceki yazımdan bilirsiniz. Kuvözde kaldığı sürece hep sütümü sağıp gönderdim ama geri kalan zamanda da eminim mama vermişlerdir. Lakin hep tedirgin olduğum bir konuda korktuğum başıma gelmedi. Ya anne sütü veremezsem oğluma. Of düşüncesi bile kötüydü. Şükür ki öyle de olmadı oğluma hastaneden çıkar çıkmaz anne sütü vermeye başladım. Sütüm de geldi çok şükür. Fakat etraftan ve büyüklerin baskısıyla ne kadar baş ederim diye de düşünmeden edemiyordum. Oğlumun her ağlayışında bu çocuk doymuyor, sütün yaramıyor gibi bir sürü cümle duydum ama inanın hiçbirine aldırmadım. Ben sadece ve sadece sütümün olacağına ve oğlum emdikçe sütün çoğalacağına inandırmıştım kendimi ki öyle de oldu. İlk altı ay boyunca oğluma anne sütünden başka hiçbir gıda vermedim. Her ne kadar tecrübeli olmasam da anne sütünün oğlum için en iyi besin kaynağı olduğunu da biliyordum. Mama vermek kolayına gelenler olabilir ama benim tavsiyem kesinlikle anne sütü. Düşünsenize en kolay ve en ulaşılabilir bir besin kaynağı : anne sütü.
Altı ay bittiğinde ise ek gıdaya başlamak gerekiyordu artık. Öncelikle verilecekler arasında yoğurt ve meyve püreleri vardı. Evet oğluşum ufaktan yiyordu onları bir sıkıntı yoktu. Fakat artık üye olduğum anne-çocuk forumlarına, sayfalarına baktığım zaman yeni bir şey görüyordum: BLW yöntemi. Allah allah nedir bu ya? Derken bi araştırayım dedim. Sonra bi baktım tam bizim dönemimizden bahsediyor. Ek gıdaya geçen bebekleri oturuyorlar mama sandalyesine önlerine de o ay hangi yiyecek mevsimiyse ve hangi yiyeceği yiyebiliyorsa ezilmeyecek kıvamda haşlayıp bebeğin eline veriyorlar ve bebekten bu ilk defa gördüğü yiyeceği kendi başına yemesini bekliyorlar. Evet bir yönden çok güzel uygulama kabul ediyorum ama gerçekten sürekliliği var mı acaba bu uygulamanın onu daha çok merak ettim. Çünkü izlediğim videolarda bebeklerin ellerine verilen yiyecekler güzelce ağıza götürülüyor ama öğürenler mi dersin boğulacak gibi olanlar mı dersin hepsinden var. Gel de yürek dayansın buna. Anayım ben ana vallahi dayanamadım 🙂 Ama arada ben de bu yöntemi yapmadım değil. Nedir efenim çocuğum büyünce kendi başına yemek yemeği öğrensin. Koydum önüne haşlanmış havucu bir ısırır gibi ikincide bi ısırdı vallahi az kalsın çıkaramayacaktı kopardığı parçayı. Aslında biliyorum onlarda boğulur gibi yapmak ve sonradan yutamadığını çıkarmak bir reflex fakat insan dayanamıyor işte ne yaparsın. İlerleyen dönemlerde bir gün yine bir BLW yapayım dedim. Erişte yaptım ve önüne koydum , Allahım oğlum mu erişteyi yedi yoksa erişte mi oğlumu bilemedim. Etrafın batması da cabası. 🙂 Sonradan artık bu BLW olayı bana göre değil dedim ve bıraktım. Çünkü oğlum istediği şeyi istediği zaman zaten elime alıp yiyebiliyor yani aslında zamanı varmış bazı şeylerin bence. Öyle hemen ek gıdaya geçtim hemen BLW yapayım deyip te yapılmıyor ve etraftan görüp gözlemlediklerim kadarıyla da öyle aman aman bir sürekliliğe de sahip olmuyormuş bu BLW yöntemi. Hemencecik örneklerle anlatayım, geçenlerde mesela bir tanıdığımıza misafirliğe gittik onların da sanırsam üç buçuk dört yaşlarında bir çocukları var ve biz içerde otururken annesi getirdi tepsiyi oğluna yemeği kendi yedirdi. Ki bu anlattığım aile de BLW yapmış herşeyi çocuk tarafından bakarak yapan bir aile. Ama bakın şu sonuca ki çocuk kocaman olmuş fakat kendi yemeğini kendi yiyemiyor. Eeeee nerde hani yaptığınız BLW’ler ? Görüyorum ki hiçbir işe yaramamış. Çocuğun aslında şu an kendisinin yeme zamanıyken aksine şu an kendi yemiyor. Bir diğeri de dün öğlen arasında televizyonda izlediğim Doktor Geldi programındaki Halit beyin söyledikleri. Halit Bey de ilk başta çocuğuna BLW yöntemiyle yemek yedirmeye başlamış fakat şu an o da çocuğunun yemek yemediğinden şikayetçi. O zaman şöyle bir baktığımız zaman BLW yönteminin o kadar da faydalı ve sürekli olduğundan söz edemeyiz. Çünkü birşey iyiyse süreklilik arz eder bana göre. E tabi şimdi böyle dedim diye de hiç iyi yanı olmadığı anlamına gelmesin bu. Mesela bebek bir şeyleri tutarken ince motor kasları gelişiyor parmaklarının. Düşünsenize minicik parmaklar havuç tutuyor. 🙂
Velhasıl dediğim gibi ben BLW yönteminin çok ta yapılması taraftarı değilim. Çünkü edindiğim bilgilerden de görüyorum ki çocuk aslında neyi ne kadar isterse o kadar yiyor zaten. Evet her zaman muhteşem şekilde ve bizim istediğimiz gibi yemiyor bu bir gerçek ama şunu da unutmamak gerekiyor ki çocuğun her günü de birbirini tutmuyor. Diş çıkarıyor, ateşi çıkıyor, grip oluyor ve bunların neticesinde de çocuk halsiz düşüyor ve canı birşey istemiyor. (Anne sütü varsa ne ala yine bir nebze onunla idare ediyor peki ya anne sütü olmayan. Of o daha fena. Allah yardım etsin.) Kendimizden bile pay biçersek hastayken birşey yemek gelir mi aklımıza? Hayır, sadece dinlenmek ve uyumak isteriz. Neden ? Çünkü aslında hastalıkların iyileşmesindeki en temel etken dinlenmekten geçiyor da ondan. Bu yüzden böyle bir dönemde de çocuktan yemesini beklemek gerçekten boşunadır. Bırakın o isteyince zaten yiyecektir. Sadece belli dönemleri var onları göz önünde bulundurmak gerek o kadar. Yoksa şimdi bırakın dediysem de hepten salıvermeyin canım.
Biz BLW yöntemini yaptık ama bize göre olmadığına da karar verdik oğlumla, o yüzden şimdilerde geçirmiş olduğu rahatsızlıktan dolayı çok fazla ısrar etmesem de yemesi için yine o sağlıklı günlerimize geri dönüp birlikte yemek yiyeceğimiz günlerin gelmesi de yakındır diye de umut ediyorum 🙂
Size de naçizane tavsiyem , evet yedirmeye çalışın çocuklarınıza, yeri gelince verin kendisi yesin illa bazı şeyler olacak diye de ısrar etmeyin hele ki zorlayarak yedirmeyi asla denemeyin. Oynayın, oynatın öyle yedirin. Çünkü şimdiye kadar ben duymadım ki hiçbir çocuk oyun olmadan yemek yesin. Oyun çocuğun doğasında var. Anlama yaşı ve derdini size anlatma yaşı gelince zaten bir orta yolu mutlaka bulursunuz inanıyorum ben. Siz de varolan BLW yöntemi yerine evdeki varolan ismi BLW yönteminizi deneyin. Adı BLW olsun ama sadece sizin çocuğunuza özel olsun. 🙂 Bakın o zaman daha mutlu olursunuz hem siz hem de bebeğiniz.
Sağlıklı, mutlu, yemeli-içmeli, günleriniz olsun bebeğinizin.
ESİN

Okumaya devam et

Reklamlar

23 Eylül 86-16

    23 Eylül 2016. Ah ne de güzel bir tarih verdi doktor bana. Sevdiğim adamla aynı güne sahip bir erkek evlat doğuracaktım, ona ömrü hayatında verilebilecek en güzel hediyeyi verecektim. Evet Doruk’um oğluşum, can parçam doktorun söylemesine göre bebeğin tahmini doğum tarihi 23 Eylül 2016. Hadi hayırlısı dedik.

    Kasım ayının sonlarıydı ve ben formasyon için başvurular yapıyordum, en yakın yer olan Gebze Teknik Üniveristesi çıkmayınca mecburen yakından başlayıp bir kaç uzak memleket de yazdım. Öğretmenlik ve öğretme aşkı olunca insanın içinde köreltemiyor işte illa bir şekilde çıkacak ortaya. Diğer yakın yerlerin başında Edirne ve Tokat geliyordu. Derken hopp tokatı kazanmışım. Kazanmışım kazanmasına da o kadar yolu nasıl gidip geleceğim ve ertesi gün de iş var. Ah Allah’ım ya yardım et neyse bekleyelim belki Edirne gelir diye Tokat’a sadece ön başvuru yaptım ve beklemeye koyuldum şükürler olsun ki Edirne’den de kabul edilince Aralık ayının başında Edirne’ye kayıt yaptırmaya gittik eşimle. Evet artık Edirneli olmuştum ve 2 hafta sonra da dersler başlayacaktı. ( Formasyon ile ilgili daha detaylı bilgiyi daha sonraki bir yazımda paylaşacağım ) Eveeettt dersler başladı lakin birşey vardı benim bebek ile ilgili pek bi planım yoktu tabi eşimin de fakat ihtimal de vermiyor değildim çünkü bazı belirtiler vardı ve ben bu belirtileri genelde hani yeni bir ortam, evden uzaklaşmak gibi nedenlere bağlıyordum. Ta ki eşim test alıp getirene dek. Akşam eşimin ailesinde yemek yedikten sonra eve geçtik tabi o benden daha çok heyecanlandığı için hemen yap dedi evet testi yaptım ve tatata taammmmm işte bebek yolları göründü. Eşim inanılmaz mutlu olmuşken ben biraz garip oldum sanki. Tabiki de çok güzel bir haber fakat okula daha yeni başladım hem bebek hem de okul nasıl gider birarada, yol da yakın değil ki neredeyse 4 saatlik yol, sabah 5′ te çıkınca yola 9’a anca yetişiyorum derslere. Derken dönem başladı artık formasyon derslerine iki kişi olarak gidip gelecektik başka çıkarı yoktu.

Okumaya devam et

Anne Sütü Kolyem

29 yıllık hayattan herkese merhaba ;

Evet acısıyla tatlısıyla 29. yaşıma artık girmiş bulunmaktayım. Her yeni yaşımda olduğu gibi bu yaşıma girerken de unutamayacağım hatta ve hatta benden oğluma kalabilecek en güzel hediyeyi de almış bulunmaktayım.
Aslına bakarsanız bu doğum günümde bana alınan bu hediyeyi kendim belirledim diyebilirim. Olay benim tamamen anne oluşumdan ileri gelmekte bence en büyük nedeni bu. Aylar öncesinden annelik, anne sütü gibi kavramlarla ilgilenirken karşıma çıkıveren anne sütü kolyesi benim beynimde resmen bir fırtına gibi çaktı. ”Ne anne sütü kolyesi mi? Annenin sütü ve bebeğin ilk saçından çok özel bir kolye, Allah’ım nasıl bir yaratıcı düşüncedir, helal olsun yapana” dedim.Ve biraz araştırınca bunu yapan tek kişinin Muğla’da bir bayan olduğunu gördüm ve kendisinden fiyat bilgisini kolye ile detayları, sütün ve saçın nasıl gönderileceği hakkındaki bilgileri aldım. Doğrusunu söylemek gerekirse acaba anne sütü yerine farklı bir sıvı koyuyorlar mı diye düşünmeden edemedim fakat sonuçta yapan kişi de bir anne neden yalan söyleyip doğru iş yapmasın ki dedim sonradan da. Lakin işin hakikati fiyatı bana biraz pahalı geldi, bekle dedim kendi kendime Esin belki düşer fiyatı ama yok aylardır aynı fiyat. 😦 Sonra bir gün instagramda story de gezinirken ekofitgunluk isimli adresiyle Ekin hanımın anne sütü kolyesi yaptırdığını gördüm fakat yaptırdığı kişi Muğla’daki bayan değildi bu kez annesutukolyesi isimli yine bir annenin açmış olduğu bir hesaptı. Öncelikli olarak Ekin hanıma sordum kolye ile ilgili sorularımı onun cevapları da beni tatmin edince hemen iletişime geçtim annesutukolyesi hesabıyla. Karşımda yine bir anne ve onun titizliği vardı yani az çok beni anlayabiliyordu. Biraz konuştuktan sonra artık kararımı vermiştim ve kolyemi annesutukolyesi hesabının sahibi Gözde hanıma yaptırmaya karar verdim. Ayrıca fiyatı da gayet uygundu bunu da açıkça söyleyebilirim.
Doğum günüme yetişmesi için biraz çabalasak ta ertesi günü anca elime geçti anne sütü kolyem. Zaten öncesinde size donmuş anne sütünüzü ve bir tutam bebeğinizin saçını kargolamanızı söylüyor ardından yapım aşamasında da Gözde hanım whatssap’tan iletişime geçerek size nasıl olduğunu, eklemek veya kolye yapılırken çıkarmak istediğiniz bir şey olduğunu da soruveriyor. Biz de iletişimde kalarak güzel bir eser çıkardık ortaya.
Artık anne sütünden kolyeniz hazır ve kargonuzu aldınız. Nedendir bilmiyorum ama ben sanki kocaman bir kargo bekliyor gibiydim. Kargomu aldığımda ilk kendi kendime bu da ne böyle dedim sonra acele acele kutuyu açtım, tarifsiz mutluluk bu işte gerçekten bu, oğlumu beslediğim sütüm ve onun pamuk saçları ben ölene kadar boynumda olacak bir kolyenin ucunda. Sanki o kolye her daim oğlumun yanımda olduğunu söylüyor gibi bana beslendiği sütü ve mis gibi saçlarıyla. Ah o küçücük kargodan çıkan kutu ahh ,ancak bu kadar mutlu eder bir insanı küçücük bir kutu. Ha bir de unutmadan Gözde hanım doğum günüm olması bakımından bir çift de küpe eklemiş kolyenin yanına yine oğlumun baş harfinden oluşan. Ne güzel bir emek, ne güzel bir düşünce, benden sonra da oğluma kalacak bu güzel kolye.
Evet bir doğum günüm de böyle sonsuz bir mutlulukla geçti. Öncelikle beni doğuran anneme, biricik babama, uzakta da olsalar biricik kardeşlerini unutmayan canım abime, canım kardeşime, bu güzel hediyeyi -her ne kadar ben düşünsem de- bana alan sevgili eşime, bir telefon kadar yakın olan Özom’a, Esra’ma, Elif’ime ve unutmayan diğer arkadaşlarıma ve en önemlisi bana anneliği tattıran dünyalar tatlısı güzel oğluma, doğum günümde yanımda oldukları için çookkk ama çookk teşekkür ederim. İyiki varlar, onların varlıkları beni mutlu ediyor. 29. yaşımda yavaş yavaş ilerlerken aslında nasıl da hızlı aktığını farkediyorum zamanın. O yüzden herhalde ben bundan sonra hep 29 kalırım 🙂 Her ne kadar 30’a 1 kalsa da 🙂
Bir sonraki yazımda görüşmek dileğimle ; sevgiyle, huzurla , mutlulukla ve sağlıcakla kalın.
Hoşçakalın

Hoşgeldin 30’a 1 kala = 29

Bahar tadında geçen kışın ortasından herkese selam olsun

Bu yıl öyle garip geçiyor ki mevsimler, ne kışı yaşadığımız belli ne baharı ne de yazı sanki tek bir
mevsimde kalmış gibiyiz. Arada bir yağmur yağıyor hava soğuyacak gibi oluyor sonra hoppp yine
bahar havasına baştan başlıyoruz. Hiç te güzel bir durum değil bu, her ne kadar bahar tadında yaşasak
ta mevsimleri çünkü bizim zaten baharlarımız var. O nedenledir ki ben kışı da yaşamak istiyorum.
Karlar yağsın her yere, yerler bembeyaz olsun, üşüyelim biraz hissettirsin kendini Şubat ve soğuğu.

Okumaya devam et

2017’den geriye kalanlar…

    Herkese merhabalar

    2017 yılı bitti 2018 yılına adım attık. Hatta zaman öyle acımasız ki yılın ilk ayını bile geride bıraktık sayılır. Ama önemli olan bir ayı,bir yılı daha geride bırakırken, arkamıza dönüp baktığımızda neler yaptığımızdır. Yani uzun vadede elde ettiklerimiz.
    Ben de 2017 yılına başlarken kendime bir söz verdim ve her ay en az bir kitap okumaya karar verdim. Evet bebek varken bu çok ta kolay olmayacaktı biliyordum ama eğer önüme bir hedef koymazsam da ona ulaşamayacağımı da biliyordum. Yani bir hedefin varsa eğer ona ulaşmak için çaba harcamalısın dedim kendi kendime. Öyle de yaptım. Bebeğim uyudukça ben de okudum, işten güçten vakit buldukça okudum hep okudum ama.

Okumaya devam et

İstanbul’u Dinliyorum 

Bugünkü yazıma geçmeden önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 79. ölüm yıl dönümünde onu özlem ve minnetle anıyor, bizlere emanet ettiği cumhuriyeti aynı şekilde ve gelecek nesillerle daha da ilerilere taşıyacağıma söz veriyorum. Okumaya devam et

Kısa Tatil Günlüklerim’1′ -ESKİŞEHİR-

Merhabalar ,

  Yazın bitmesiyle birlikte geride bıraktığımız o uzun yaz günlerini, gecelerini ve tatillerini şöyle bir anımsarken sizlere son iki yılda yaptığım minik tatil kaçamaklarının birinden bahsetmek istiyorum. Ola ki gitmek isteyen olursa hiç olmazsa bilgi edinmiş fikir sahibi olmuş olur. Okumaya devam et

Bir Borusan Quartet Klasiği

     2015 yılının Nisan ayında nişanlımın almış olduğu biletler bizim Süreyya Operası’ndaki ilk konserimizdi. Ben acaba nasıl ki hoşlanır mıyım diye sorular sorarken kendime birden o atmosferin içinde bulmuştum kendimi ve sanki yıllardır Borusan dinliyormuşum gibi bir havaya bürünmüştüm hemen. Çünkü yıllardır özellikle de üniversite döneminde gittiğim, dinlediğim müzikler Borusan Quartet’ten tamamen farklıydı. Bu bir klasik müzikti ve ilk defa klasik müzik için bilet almış ve özellikle dinlemeye gitmiştik. Konser başladı ve hiç bu kadar hoşuma gideceğini tahmin etmemiştim konserin. Ruhum bütün gıdasını alıyordu sanki konser boyunca.     Okumaya devam et

Herşey Sende Gizli

 

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin 
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Okumaya devam et

17 Ağustos 1999 

17 Ağustos 1999 gece saat 03.02

Sıcaktan kavruldugumuz bir Ağustos akşamında annem yere yatak atmış evin bütün camlarını da sıcaktan dolayı açmıştı. 10 yaşında olan ben de salonda o sıcakta yer yatağında uyumuştum o gece. Sonra sesler duyulmaya başlandı. Babam haydi derken annem de kardeşimi uyandırmaya çalışıyordu. Kendimizi güç bela balkona attık merdivenlerden inmek yerine resmen kayıyorduk o sarsıntıda ve dışarısı. Çıktığımız anda herkesi dışarda gördük kimse üzerinde ne olduğuna aldırmadan kendini sarsıntının etkisiyle dışarıya atmıştı ve herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Dışarıdayız ama hala sallaniyoruz hani beşik misali derler ya hah iste gerçekten de öyle beşik gibi sallanıyoruz. Bütün mahalle dışarıda ama herkes boş bir alana doğru gidiyor ya sarsıntının şiddetiyle evler üstümüze yıkılırsa aman allahım evlerimiz nasıl bırakılır simdi. Ama sallanıyoruz hala komşularla birlikte boş alana doğru gittik gecenin bir yarısı bu nedir şimdi, herkes birşey söylüyor ama iyisimi sabahı beklemek kimse gözünü dahi kırpmıyor o gece. Sabahında öğreniyoruz deprem olduğunu gölcük merkezli bir deprem 7.4 şiddetinde. Birçok evin yıkıldığının haberini alıyoruz enkaz altında kalanlar yardım için seslenenler, seslerini duyuramayanlar… Bütün mahalleli evlerine bakmak için geri geliyor mahalleye herkes evinin karşısinda oturuyor. Annemi hatırlıyorum, ki hic unutamıyorum ki, başı ellerinin arasında altımızda sallanan yere aldırmaksızın neredeyse komşununki ile birbirine değecek evimize bakıyor. Üzülüyor herkes gibi ama yapacak birşey yok şükür diyor bize birşey olmadı. Ama hala sallaniyoruz. 10 yaşında bir çocuk anne ve babasının yanından ayrılmaksızın depremin son bulmasını bekliyor ama o da farkında aslında dışarıya çadır kurulmusken eve nasıl girileceginin. Dile kolay tam 2 ay kapımızın önünde çadırda kaldık.

Okumaya devam et